12 Mayıs 2009 Salı

Küçük ama aslında büyük….

Küçük küçücük bir yer Tatvan… Yetmiş bin nüfusu, dağları ve gölleri ile… Niye bu kadar mutlu ve üzgünüm… Mutluyum çünkü her saçmalıktan bir olumlu yön bulmaya çalışıyorum, üzgünüm çünkü olumlu yönümden bile saklayamayacağım saçmalıklar var. Şu küçük dediğim yer var ya Tatvan, öyle büyük ki, M.Ö. 2300 lerden beri insanlar burayı seçmiş, ilim merkezleri mi olmamış, toplanma yerleri, geçiş yerleri mi olmamış. İnsanlar sözüm ona bize göre ilkel medeniyetler yani bizim dışımızda herkes öyle güzel kıymetini bilmiş ki Tatvan’ın, üzülürken acıyorum da bu kez; Nemrut dağının ihtişamı ile bulutların o koca göle aksini izlerken, temiz dağ havasını ciğerlerime çekiyorum ve diyorum ki 2009 da şu ilçenin haline bakın. Ne tesis var, ne altyapı, ne ulaşım doğru düzgün… Biz bu toprakları hak etmiyoruz… Güzellikler bize haram…

 

Sevmek seni üzülmemecesine,

Anlamak seni kızmamacasına,

Düşünmek seni bıkmamacasına,

Özlemek seni gelmeyecekmişcesine,

Hissetmek seni içimdeymişcesine,

Beklemek seni……… sadece beklemek…

1 Mayıs 2009 Cuma

Herkes Değerlidir...


Herkes bir yıldızdır....

Aşağıda linki olan görüntüyü izlediğimde çok üzüldüm.
http://www.youtube.com/watch?v=9lp0IWv8QZY&feature=related

Bir insan sahneye çıkıyor ve herkes, ekran başında ben de küçümsüyorum, tuhaf geliyor sadece tipi ve davranışları yüzünden... Ve o öyle bir tokat atıyor ki hepimizin yüzüne 5 sn içinde ona olan tüm düşüncelerimizi değiştiriyor. Ve ben üzülüyorum.... Acıyorum halimize... İnsan olduğu için birini sevemediğimize üzülüyorum, insan olmasına rağmen küçümsememize üzülüyorum.

Öyle güzel yargılıyor,
Öyle güzel o küçük dünyamızda etiketliyor,
Ve öyle kolay küçümsüyor,
Öyle acımasızca yokmuş gibi davranıyoruz ki birbirimize,
Oysa herkes değerlidir, herkes bir yıldızdır, herkesin içinde kendi bile farkında olmasa ışıldayan bir ruh, yetenek vardır...

Yeteneklerimizi düzenin getirdiği, ekonomik kaygılar, baskılar, duvarlar ve bir sürü saçmalıklardan dolayı, başkasına da kendimize de vermediğimiz şanslardan dolayı fark edemediğimiz yıllar, ömürler yaşıyoruz...

Biz bu zamanın insanları buna kocaman bir DUR demek zorundayız. Buna dur demezsek geriye dönüp baktığımızda kırdığımız kalpler, hor gördüğümüz adamlar, kadınlar, konuşmadığımız arkadaşlar, sevgililer, akrabalar, insanlar, dakikalar, anlar için kahır olacağız. 

Zaten bu bilincimizde bile ne kadar küçülmüyor mu dünün nedenleri ama dur dediğimiz zaman, zaman geçtiği için değil doğru zamanda o anda bunun küçüklüğünü gördüğümüz ve buna uygun davrandığımız zaman, insan olduğumuzu bildiğimiz için aynı hatayı yapmayacağız.

Buna dur diyelim, kimsenin suçu değil, şimdi kötü dediğimiz yarın değişebilecek doğrular. 

Onun suçu değil, çalmak, öldürmek, yalan söylemek,
Onun cahilliği değil, eğitimsiz bir aileden gelmek,
Onun hatası değil, zengin bir dünyada fakir bir insan olmak,
Onun bilgisizliği değil, zengin bir dünya, fakir bir insan olmayacağı,
Onun yalanı değil, şunları yapmazsa yanacağı,
Onun suçu değil, töre için, toprağını savunmak için, intikam için birini öldürmek,
Onun zayıflığı değil, intikam duymak, güçlü olmayı istemek,

İtmeyelim hiç kimseyi bir köşeye, herkes bir yıldız, herkes değerlidir...


28 Nisan 2009 Salı

Bırakmak...

Yine geçiyor içim, tersim düz, düzüm ters oluyor, bilmiyorum hangi yüzüm düz. Düşmanlarla savaşan bir kostümüm yok geceleri çıkardığım, düşmanım yok, savaşım kendimle.

Aklar, karalar, akan duygular... Ne kadar tuhaf, boğulmaktan korkulmaz mı? Dibini görmek, bir daha hiç nefes alamayacağını düşünmeden, dibe dibe inmek... Dipte ışığı görmek onun mutluluğu ile ışık olmak... Ne fark eder bir saniye olsun kalan zaman, o bir saniye tüm yaşanan zamana değer...

Işık olmak seninle aynı nefeste,
Işık olmak seninle aynı histe,
Işık olmak, yanmak seninle...

27 Nisan 2009 Pazartesi

Hayatı kavra o zaten sensin...


Ne kadar acı, hiç birşeyi kontrol edemezken bir çok şeyin kontrolümüzde olduğunu zannetmek,
Ne acı, hiç birşey bizim değiken bir çok şeyin bizim olduğunu zannetmek,
Ne kontrol etmek, ne de bencilce sahiplenmek, herkese ve her olaya olduğu gibi bakabilmek, olduğu gibi anlayabilmek... 

Ağzımızda bir lokma, çıkartsan çıkartamıyorsun, yutsan yutamıyorsun, bu nedir bilmiyorsun, bakıyorsun yok ama sen boğulmaya devam ediyorsun...

23 Nisan 2009 Perşembe

İsmini Sen Koy...


Nasıl harcarım üzüntüleri onlar heyecanların yıldız tozları
Biriktiririm avucumda,
Geçemez hiç bir hücrem senden,
Güne başlarken seninle, gün sonuna kadar, bi de yatarken
Varsın hep aklımda,
Sanırsın ki uzaksın, oysa hiç bu kadar yakın olmamıştın,
Hep gözlerimin önünde,
Kokun üzerimde, saçların ve tenin gibi...

19 Nisan 2009 Pazar

Yaşanamayan anlardan, yaşanmış hayat çıkar mı...


Zamanı yaşıyoruz ürkek ne getireceğini bilmeden, sevgileri kısıyoruz sonsuzmuşcasına. Hayat içimizden akarken ne geçmişe, ne de geleceğe bakmadan sadece o anın içinde var oldu. O anlar hayatımız oldu ama o anı hiç bilemedik...

Bir varmış, bir yokmuş, belki hiç olmamış... belki hep olacak...


Sıcacık bir güne açtı gözlerini, hayalinde elleri, gözleri ve ruhu vardı. Pırpır çırpan yüreklerle yükseldiler, her şeye tepeden baktılar, sessizliği bozan keman ve aynı ritimdeki kalp atışları ile.
Sıcacık yüreklerle kavradı eller, gözler ve sonra ürkeklikler... Şimdi aynı atan iki ayrı kalptiler... Belki de hiç aynı atmamışlardı... Şimdi katildiler, kalplerinde parmak izleri...