3 Temmuz 2009 Cuma

Kim daha fazla yaşıyor... Kim daha fazla insan...

Geçenlerde insanların daha uzun yıllar yaşadığı ile ilgili bir haber okurken bunun üzerine biraz düşündüm ve şöyle bir düşünce aldı beni...

Eskiden, yüz, iki yüz yıl önce insanların yaş ortalaması ellili yaşlardaydı, teknoloji ilerledikçe hastalıkların nedenleri ve çözüm yolları bulundu bu da direkt olarak insan ömrünün uzamasına neden oldu. Ve şimdilerde yetmişli yaşlara kadar ırkımızın yaşı uzatıldı ve daha da uzayacak gibi. Tam bu noktada kendime şu soruyu sordum dün pazartesiydi ve bugün cuma, dün otuzdum şimdi otuzbeş, belki biraz daha fazla, zamanın geçişinin farkında bile değilim ve şehir yaşantısı ve çalışma temposu içinde olan bir çoğumuz bu durumdayız. Günlerin geçişinin farkında değilsem yetmişime kadar yaşamış olmamın ne anlamı var? Ben şimdi yaşadığı günlerin farkında olan hergünü dolu dolu kendisi için geçiren birinden daha mı fazla yaşamış olacağım, bence hayır. Eski insanlar benden ve benim neslimin bir çoğundan daha net yaşadılar. Yaşadıklarının farkındaydılar.


Ve başka acı birşey daha, bir çoğumuzun dilinde çalışmazsak, şunu yapmazsak, bunu yapmazsak zaman geçmez, sıkılırız. Gerçekten de öyle şu koşuşturmadan sıyrıldığımız zamanlarda sıkılır buluruz kendimizi amacımız zamanı yemekmiş gibi. Bu sosyal sistem bize öyle birşey aşılmış durumda ki sürekli çalışmalısın, sürekli meşgul olmalısın ama düşünmek ya da kendini bulmak için resim yapma, yazı yazma çabaların çalışmakdan daha öncelikli olamaz olduğu zaman rahatsızlık duyarsın, kaygılanırsın. Düşünmek ve kendini bulma çabaları için yapılanlar sistem taradından üçüncü, dördüncü önceliklerimiz olmuştur. Öyle bir hal aldık ki düşünmeyi bile unuttuk. Düşünmek israf, para getirmeyen yazmak israf, para getirmeyen herşey hobi olmuş ve zaten hobilerimize işden zaman hiç ya da pek az kalmış.

Düşünmeyen insan, insan mıdır? Ama tabii kim düşünme diyor ki bize bu zaten bizim kendi tercihimiz değil mi? İşte tam da burada en büyük tehlike bize empoze edilmiş birşeyi kendi hür irademizmiş gibi seçtiğimizi zannetmemizdir. Kendi seçimimizmiş gibi algıladığımız aslında bu sistemin kurgusu içinde ve tek amacının biz insanları yönetmek olan, bunun için bizi modern köleler haline getiren, koca bir yalanın içinde olmamız ve bunun için en önemli özelliğimiz olan düşünmeye zaman ayıramayışımız da başka bir acı.

11 Haziran 2009 Perşembe

Faruk Bayülkem'in ardından...

Dün örnek aldığım, sevdiğim bir insanı Faruk Bayülkem'i kaybettik. Kendisi ile 80 yılların başında tanıştım o zamanlar sadece o her zaman ki giyim tarzı ile, ya papyon ya kravatı dikkatimi çekmişti. Hep çok nazik konuşur, konuşanı da ilgili ile dinler ve bunu belli ederdi. Yardım taleplerini geri çevirmezdi, ya kendisi ilgilenir ya da benim selamımı şuna söyleyin o halleder derdi.

Sakıp Sabancı ile bir ödevim için bana röportaj ayarlamıştı, ödevden 9 dokuz almıştım, hoca not düşmüştü "malzeme güzel ama yazım zayıf".

Tanışmamızdan sonra Leo kulüp vasıtası ile kendisinden çok defalar faydalanma şansını bulmuştum. Sevgili arkadaşım Selim'in de dedesi idi. Ve ne gariptir ki babamın da Lion olması için 70 li senelerin sonunda önericisi olmuştu, kendisi Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin baş hekimi iken babamda yeni mezun teknik şef olarak hastanede onunla çalışmış ve hastane içi değişik projeler sayesinde kendisi ile yakınlaşmıştı.
Selim'den öğrendiğime göre bir iki ay öncesine kadar hep bildiğimiz Faruk Bayülkem olarak kalmış, ne mutlu ona, umarım biz de akıl sağlığımızı kaybetmeden bu dünyadan göçeriz.
Bana sigaranın zararları ile ilgili onlarca şey öğretti. Bak çocuğum der, bilgi bombardımanına tutardı.
Hiçbirşey ölmez, her şey yaşar, sen, seni düşündüğüm her an var olacaksın, seni hep düşüneceğim, sevgim seninle olsun, senin ki benimle...

31 Mayıs 2009 Pazar

Sevgi...

Sevgi bir kelimedir, aşk gibi...

Önemli olan kelimenin çağrıştırdığı bağlantıdır. Göze alınan şey bu bağlantı ile olur. Bu bağlantının gücü ve devamlılığı bize olduğu kadar, çevreye ve zamana da bağlıdır.

Vatan da bir kelimedir ve onun da çağrıştırdığı bir bağlantı vardır. Ama bu kelime sevgi ve aşk kelimelerinden daha farklıdır, para gibi, güç gibi, ahlak gibi...

Sınırların kalktığı bir dünyada vatanın çağrıştırdığı bağlantı ne kadar güçlü olacaktır ya da açlıktan ölüm mücadelesi veren insan için ahlak nasıl bir bağlantı çağrıştıracaktır?

Kelimeler kavramları ile bize öğretilirler bu nedenle toplumlar arası kavramların çağrıştırdığı bağlantı da farklılık gösterecektir.

Bunu bilerek karşılıklı anlayış ile yaşarsak hiç için kimseyi kırmamış olucaz.




26 Mayıs 2009 Salı

Düğüm Cambazı

Çözülmemiş düğümün bir ucu bende,
biri ucu sende.
Sabah akşam çekiştiriyoruz,
Bir türlü bırakamadık.
Böyle karışıkta olmadı ama.

Çözmek istedik, daha çok karıştırdık,
Sevgi çözer dedik, çözülmedi...
Bir ucu sensin biliyorum, yeter dedik, yetmedi...
Ne başka bir ip tutabildik, ne de bu ipi bırakabildik.

Aşkım çözmek bu düğümü sonumuz olacak,
İki cambaz aynı ipe çıkacak,
Ya sen düşeceksin ya ben.
Elde ne ip kalacak, ne sen, ne ben...

Yokum, göçtüm, gidiyorum artık...

Ben yokum artık.
Bırakıyorum onları, şunları bunları,
Aramaktan vazgeçtim,
Bir bitki olmak istiyorum,
Bilgisiz ve sorumsuz.

Ben göçtüm artık,
Bırakıyorum oraları, şuraları, buraları,
Yorulmadım ama anlamsız artık,
Sonu gelmez sonların,
Bir ışık olmak istiyorum,
Hızlı ve gözükmez.

Ben gidiyorum artık,
Kuşlar gibi mecburen değil,
Bilerek ve isteyerek,
Susuzluğun bitmeyeceği anlarda,
Su olmak için,
Tatlı ve tükenmez.

Nafile kaçışlar,
Kendini anlama çabaları,
Farkındalıklar,
Uykusuz geceler,
Anlamsız akşamlar,
Zamansız aşklar,
Sevgisiz insanlar,
Yokum, göçtüm, gidiyorum artık...



Ve Susan Boyle devam ediyor


Ve Susan Boyle devam ediyor... Çok kısa bir süre önce ona gülen herkes onu izliyor...




https://www.dtunnel.com/index.php/1010110A/f6d48fca43705451e33db857026c010a2d178f8bf54bcdbfbca00c55c0b6fc178e26d66c60a5d1ad74d3032cdb70af9fb4a384b939536d9a5cc3314d0e336517592