22 Haziran 2009 Pazartesi
11 Haziran 2009 Perşembe
Faruk Bayülkem'in ardından...
Sakıp Sabancı ile bir ödevim için bana röportaj ayarlamıştı, ödevden 9 dokuz almıştım, hoca not düşmüştü "malzeme güzel ama yazım zayıf".
Tanışmamızdan sonra Leo kulüp vasıtası ile kendisinden çok defalar faydalanma şansını bulmuştum. Sevgili arkadaşım Selim'in de dedesi idi. Ve ne gariptir ki babamın da Lion olması için 70 li senelerin sonunda önericisi olmuştu, kendisi Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin baş hekimi iken babamda yeni mezun teknik şef olarak hastanede onunla çalışmış ve hastane içi değişik projeler sayesinde kendisi ile yakınlaşmıştı.
Selim'den öğrendiğime göre bir iki ay öncesine kadar hep bildiğimiz Faruk Bayülkem olarak kalmış, ne mutlu ona, umarım biz de akıl sağlığımızı kaybetmeden bu dünyadan göçeriz.
Bana sigaranın zararları ile ilgili onlarca şey öğretti. Bak çocuğum der, bilgi bombardımanına tutardı.
Hiçbirşey ölmez, her şey yaşar, sen, seni düşündüğüm her an var olacaksın, seni hep düşüneceğim, sevgim seninle olsun, senin ki benimle...
31 Mayıs 2009 Pazar
Sevgi...
Sevgi bir kelimedir, aşk gibi...
Önemli olan kelimenin çağrıştırdığı bağlantıdır. Göze alınan şey bu bağlantı ile olur. Bu bağlantının gücü ve devamlılığı bize olduğu kadar, çevreye ve zamana da bağlıdır.
Vatan da bir kelimedir ve onun da çağrıştırdığı bir bağlantı vardır. Ama bu kelime sevgi ve aşk kelimelerinden daha farklıdır, para gibi, güç gibi, ahlak gibi...
Sınırların kalktığı bir dünyada vatanın çağrıştırdığı bağlantı ne kadar güçlü olacaktır ya da açlıktan ölüm mücadelesi veren insan için ahlak nasıl bir bağlantı çağrıştıracaktır?
Kelimeler kavramları ile bize öğretilirler bu nedenle toplumlar arası kavramların çağrıştırdığı bağlantı da farklılık gösterecektir.
Bunu bilerek karşılıklı anlayış ile yaşarsak hiç için kimseyi kırmamış olucaz.
26 Mayıs 2009 Salı
Düğüm Cambazı
Çözülmemiş düğümün bir ucu bende,
biri ucu sende.
Sabah akşam çekiştiriyoruz,
Bir türlü bırakamadık.
Böyle karışıkta olmadı ama.
Çözmek istedik, daha çok karıştırdık,
Sevgi çözer dedik, çözülmedi...
Bir ucu sensin biliyorum, yeter dedik, yetmedi...
Ne başka bir ip tutabildik, ne de bu ipi bırakabildik.
Aşkım çözmek bu düğümü sonumuz olacak,
İki cambaz aynı ipe çıkacak,
Ya sen düşeceksin ya ben.
Elde ne ip kalacak, ne sen, ne ben...
Yokum, göçtüm, gidiyorum artık...
Ben yokum artık.
Bırakıyorum onları, şunları bunları,
Aramaktan vazgeçtim,
Bir bitki olmak istiyorum,
Bilgisiz ve sorumsuz.
Ben göçtüm artık,
Bırakıyorum oraları, şuraları, buraları,
Yorulmadım ama anlamsız artık,
Sonu gelmez sonların,
Bir ışık olmak istiyorum,
Hızlı ve gözükmez.
Ben gidiyorum artık,
Kuşlar gibi mecburen değil,
Bilerek ve isteyerek,
Susuzluğun bitmeyeceği anlarda,
Su olmak için,
Tatlı ve tükenmez.
Nafile kaçışlar,
Kendini anlama çabaları,
Farkındalıklar,
Uykusuz geceler,
Anlamsız akşamlar,
Zamansız aşklar,
Sevgisiz insanlar,
Yokum, göçtüm, gidiyorum artık...
Ve Susan Boyle devam ediyor

Ve Susan Boyle devam ediyor... Çok kısa bir süre önce ona gülen herkes onu izliyor...
19 Mayıs 2009 Salı
Özledim...
Şimdi anlıyorum, bazen kelimelerin ne kadar kifayetsiz, konuşmanın, anlatmaya çalışmanın boş olduğunu, duyguları aktarmayı, puslu bir akşamı ya da az bulutlu kapalı dolunaylı bir geceyi anlatmanın zorluğunu. Dans etmeyi kağıdın üstünde, ritimle coşturmayı ve ağlatmayı kalemi sayfaları dalgalandırmadan.
Gece küçük bir öpücüğü gemiye bindirip, o salınışı, batıp çıkan karayı ve mehtabı anlatmayı, bitmeyen veya bitmesini hiç istemediğimiz gecelerde saydığımız yıldızları tekrar tekrar farkında olmadan saymayı, bir çiçeğin açışını, güneşin doğuşunu, yağmurun altında ıslanmadan, su birikintilerini önemsemeden sarmaş dolaş yürümeyi, içimde hissettiğim ışığı dışarıya vermeyi, kaygısız ve beklentisiz bunu hissettirebilmeyi, dokunduğumda canlanan bir kalem gibi, bir kutu boyayı döküp sadece bu izlerin kalması gibi, gözlerimi kapattığımda seni koklamak gibi, sonu olmayan cümleler, paragraflar gibi seni özledim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
